“Platon: Politika ile uğraşmayacak
kadar akıllı olanlar,daha aptallar tarafından yönetilerek cezalandırılırlar.”
Şehr-i İstanbul tam 19 yıldır Ak
Parti zihniyetinin elinde şekilleniyor. Trafik sorunu çözülemedi, çevre
sorunu çözülemedi, kentsel dönüşüm bu gidişle yüz yıl içerisinde anca
tamamlanacak gibi gözüküyor vs... vs...
Bu uzun 20 yıllık sürecin sonunda,
2014’teki seçimlerde, şu an İstanbul’u yöneten siyasi görüşün değişebileceği
gibi bir algı oluşmaya başladı insanlarda. Reçetede yazanlar ise:
Cumhuriyet Halk
Partisi + Mustafa Sarıgül
Reçetede yer alan partinin de aday
olan kişinin de ne kadar sol olduğu tartışılır. Ama bildiğimiz gerçekler var
bir de. Bu dönem CHP İstanbul’u yönetiyor olsaydı, iktidar kanadı İstanbul
üzerinde gezi olaylarında olduğu gibi bir baskı kuramazdı, bu kadar ben
bilirimci, bu kadar ben dedim yaptım oldu anlayışı ile hüküm süremezdi. Bir
gerçek daha var göz önünde bulundurmamız gereken. O da bu reçetenin İstanbul’un
yönetiminin el değiştirebilme potansiyeline sahip olması. İster sevin ister
sevmeyin, fakat başka bir seçenek mümkün gözükmüyor. Başka bir seçenek olmadığını
söylemek anti-demokratik bir tavır olsa da gelecekte başka seçeneklerimizin
olabilmesi için bu tavrı sergilemek zorundayız. Bu felsefenin anahtarı şu cümlede
saklı:
“Bir
sonraki seçimlerde değiştirilebilmesi daha kolay olanı iktidara taşımak.“
Barış ve Demokrasi Partisi + Sırrı
Süreya Önder sizce kazanabilir mi İstanbul seçimlerini? Siz de adınız gibi
biliyorsunuz bunun olamayacağını, hangi partinin ne kadar oy potansiyeline
sahip olduğunu. Sadece bu kadar da değil günümüzde yaşananlar. Bu hafta
içerisinde CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin de İBB aday adaylığını
açıkladı. Bu, ülkemizde sol
adı verilen siyasi partilerin, gerçekçiliği bir kenara bırakarak,
gerçekleşebilecek sonuçları görmezden gelerek, savundukları ideoloji adına,
kulakları gerçeklere ve sonuçlara tıkalı bir şekilde slogan atma hastalığının
bir sonucudur. Kazanabilme
ihtimali ortaya çıkar çıkmaz, toplumun az bir kısmından destek görür görmez,
sağ partilerde bile gözükmeyen bir bireyselcilikle kendini ve savunduğu
ideolojisini ön plana çıkartma hastalığı.
Sol’un bu hastalıklı tavrı, tüm sol
kesimlerin kaybetmesinden başka hiç bir işe yaramadığı gibi, sağ siyaset için
de inanılmaz fırsatlar yaratıyor. Nasıl mı? Sizce Recep Tayyip Erdoğan İBB
seçimlerini yüzde kaç oyla kazandı 1994’te? Buyurun 1994 İBB seçimlerine:
|
973.704
|
% 25,19
|
||
|
855.897
|
% 22,14
|
||
|
784.693
|
% 20,30
|
||
|
597.461
|
% 15,46
|
||
|
478.612
|
% 12,38
|
||
|
72.121
|
% 1,87
|
||
|
54.028
|
% 1,40
|
||
|
13.662
|
% 0.35
|
||
|
12.294
|
% 0,32
|
||
|
7.979
|
% 0,21
|
||
|
7.075
|
% 0,18
|
||
|
5.215
|
% 0,13
|
||
|
|
2.385
|
% 0,06
|
Recep Tayyip Erdoğan adlı siyasi
figür, İstanbul genelinde sadece ve sadece %25.19’luk bir oy oranı ile siyaset
sahnesinde ön plana çıkmaya başlamıştır solun bu tavrı yüzünden. Burada ne isimleri tartışıcam, ne de
kim kimin oyunu böldü tartışmasına giricem. Sonuç ortadadır. Sol blokta yer
alan bütün kesimler birbirinin oyunu bölmüştür ve hepsi aynı derecede suçludur.
Aynı şekilde sandığa gitmeye seçmen de. Bu suçun cezasını da şu an Recep Tayyip
Erdoğan isminin altında yaşayarak hepimiz çekiyoruz.
Sol kesim bu hastalıklı tavrı
sergilemeseydi, %35.5 gibi bir oy oranıyla İstanbul’u elinde tutmakla
kalmayacaktı, aynı zamanda Recep Tayyip Erdoğan gibi bir siyasi figür belki de
siyaset sahnesinden yıllar önce silinip gidecekti.
Peki önümüzdeki bu seçim sadece
belediyeler ile ilgili mi? Tabi ki de hayır. Hemen ardından Cumhurbaşkanlığı
seçimi, onun da hemen ardından genel seçimler var. İstanbul ve Ankara gibi büyük
şehirlerde Ak Parti iktidarının kaybetmesi demek, sol kesim için önümüzdeki
seçimlerde ve yıllarda inanılmaz fırsatların ortaya çıkması demektir. Sosyal
demokrasinin kazanabilmesi için bu değişimin olması şarttır.
Peki ne yapmak gerekiyor? İnadına
benim ideolojim diyerek bir dönem daha şu anki iktidarın hüküm sürmesine izin
mi vereceksiniz? Bence hayır. Bu sefer buna izin vermeyeceksiniz. Çünkü
insanlarımız, yeni bir Recep Tayyip Erdoğan benzerini bir yirmi yıl daha
çekemez.
Benzer şekilde Ankara’da, ister
ulusalcı deyin ister kemalist deyin, eğer Muharrem İnce adaylığını koyarsa
sonuna kadar kendisine destek verilmelidir. İster DSP’li olun, ister İP’li
olun, ister BDP’li, ister TKP’li olun, isterseniz diğer sol
fraksiyonlardan olun hiç farketmez, sokaklara çıkıp mahalle mahalle, sokak
sokak, ev ev, kahve kahve, toplu taşıma araçlarında, iş yerlerinde, okullarda
bu adaylar için gönüllü olarak çalışmanız gerekmektedir. Aksi halde, CHP’nin
bile yönetimi eline alamadığı bir ülkede size fırsat gelir mi zannediyorsunuz?
Muhalifler:
Hiç bir siyasi görüşe yakınlık
hissetmeyip, ben sadece muhalifim diyen insalar da aynı şekilde sorumludur bu
süreçte. Muhalif olanın yaşamasına kısmen de olsa izin verecek bir yönetimi
iktidara taşımak, hayata muhalif olanların kendi kimliklerinin getirdiği bir
zarurettir. Çünkü siz de çok iyi biliyorsunuz ki, ben sadece muhalifim
diyenlerin de bu ülkede seslerinin çıkmasına izin verilmiyor artık.
Sonuç:
Sonuç ortadadır. Sol bu hastalıklı
tavrından vaz geçmelidir. Bireyler olarak sizler de vazgeçmelisiniz bu
tavırdan. İktidarlara, iktidarlarının değişebileceği gerçeğini göstermek, her
bir insanın görevidir. Aksi halde, baskıya, zulme, sindirilmeye, yok sayılmaya,
farklı düşüncelere gösterilen tahammülsüzlüğe, anti-demokratik uygulamalara
teker teker ses çıkartmak hiç bir sonuç getirmeyecektir. Unutmayın, asıl amaç:
“Bir
sonraki seçimlerde değiştirilebilmesi daha kolay olanı iktidara taşımak.“