6 Ekim 2013 Pazar

Demokrasi Nedir?

Yönünü Şaşırmış İnsanlar için Demokrasiye Giriş-101 ve Demokratikleşme Paketi...

Son günlerde bir çok tartışma göze çarpıyor demokratikleşme üzerine. Bir kısım insan “ne gerek var”, bir kısım insan “demokrasi standartlarımız yükseldi”, bir kısım insan da “bu uygulamalar çok yetersiz ve sadece göz boyama üzerine kurulu” diyor demokratikleşme paketine. Bu tartışmalarda, insanlarımızın bir çoğu bazı temel kavramlardan tamamen habersiz bir şekilde, kendi siyasi çizgilerine göre ezberlenmiş kelime kalıplarını kullanarak kısır bir döngü içerisinde yapıcı ve uzlaşmacı tavırdan uzak, sonucu olmayan polemiklerde boğulup gidiyorlar. Bu tartışmalardan bir sonuç ya da uzlaşma çıkmadığı için de hem bireyler olarak geriliyoruz hem de toplumdaki kamplaşma giderek daha üst seviyelere tırmanıyor.

Bu tartışmaların nasıl bir kısır döngü olduğunu anlayabilmemiz için bazı temel kavramları bilmemiz gerekiyor. Günümüz uygulamalarında, genelde, demokrasiyi iki kavram üzerine inşa ediyor insanoğlu. Bunlardan bir tanesi “Birey” üzerine inşa edilen demokrasi, diğer biri de “Sınıflar” üzerine inşa edilen demokrasi. En basit şekliyle:

Birey üzerine kurulu demokrasi:
Liberal demokrasi denir. En başta belirtmek gerekir ki, liberal demokrasi kavramı ile, liberal ekonomi kavramları aynı şeyler değillerdir. Bireyin özgürlüğü savunur. İktidarın gücü bireyin özgürlüğü ile sınırlandırılır.

Sınıflar üzerine kurulu demokrasi:
Günümüzdeki uygulanabilir haline sosyal demokrasi denir. Uygulanamayan halleri ise “komünizm” ve “sosyalizm”dir. Uygulanamayan hallerinin neden uygulanamadığı ayrı bir tartışma konusudur. Bu sebepten uygulanan halini temel alarak, bu görüşü benimseyen insanlara sosyal demokrat diyebiliriz. Liberal demokrasinin karşıt görüşüdür, kapitalist sistemin neden olduğu adaletsizlik ve eşitsizlikleri kabul edilebilir düzeye indirmeyi amaçlar.

Bu noktadan sonra ise kavramlar biraz karışmakta ve çoğu zaman kendileri ile çelişmekte. Sınıflar üzerine kurulu demokrasi temel alındığında, liberal demokratlar var olan sınıf kavramlarını ekonomik olarak sınıflandırmanın ( örneğin işçi sınıfı ) ötesinde, kimlik olarak insanların benimsediği kavramları da sınıf olarak baz almakta (dil, din, ırk, mezhep vs...) ve sosyal demokratları bu sınıfları da baz alarak bir demokrasi inşa etmeye zorlamaktadırlar. İşin ilginç tarafı sosyal demokratlar da çoğunlukla bu görüşü benimsemektedirler. Sınıf kavramı, toplumu ekonomik olarak sınıflandırmanın ötesinde din, dil, ırk, mezhep temelli sınıfları da içerisine barındıran bir hale bürünmüştür.
           
Tam bu noktada her şey iç içe giriyor ve içinden çıkılamaz bir hal alıyor.

Liberal demokratların kendisi ile çelişmesi:
Amaç özünde bireyin özgür olmasını taşıyor ise insan şu soruyu sormaktan kendisini alamıyor: “Birey, içerisinde adlandırıldığı sınıfın ya da kendisine biçtiği kimliğin içerisinde ne kadar özgür olabilir. Amaç bireyi özgür kılmak ise, birey bu kimliklerinden de bağımsız, temelinde sadece insan olduğunu gözeterek demokratik taleplerde bulunsa daha özgür olmaz mı? ”Bu tespiti ülkemiz ile ilişkilendirir isek, örneğin kendisi için sünni müslüman kimliğini benimseyen bir birey, kendisi için katolik hıristiyan kimliğini benimseyen bir birey, kendisi için türk kimliğini benimseyen bir birey, kendisi için  kürt kimliğini benimseyen bir birey ile kendisi için sadece insan olma kimliğini benimseyen bir bireyin hangisi daha özgür bir düşünce sistemine sahiptir. Cevap oldukça açıktır. Kendisine insan olma kimliğini seçen bireyin diğer bireylere göre dünyaya bakış açısı çok daha özgürlükçüdür. Bu bağlamda, bireyin özgürlüğünü savunan liberal demokrasi kendisi ile açık bir şekilde çelişmektedir. Daha da enteresanı, bu kimliklerden bir çoğu ya doğuştan ( ırk ) ya da bireyin ailesinden ve geliştiği çevresinden ( din, mezhep ) bireye bir kimlik olarak giydirilmektedir. Bu açıdan liberal demokratlar kendileri ile bir kere daha çelişmektedirler. Özetle: “Bireyi kendi içine hapseden kimlikleri savunmakta kalmayıp bunu yaparken de karşısında durdukları sosyal demokrasinin sınıf kavramını kullanmaktadırlar.”

Böylesine hatalı ve hastalıklı bir sınıflandırmanın kabul gördüğü günümüz siyaset sahnesinde, başbakanın danışmanlarından birisi çıkıp rahatlıkla “Bu ülkede gerçek bir sosyalist varsa, o da Recep Tayyip Erdoğan’dır” diyebilmektedir! Liberal demokratlar, günümüzde, bireyin özgürlüğünü sınırlandıran ve bireyin seçim yapmasının neredeyse imkansız olduğu kimlikleri sınıflandırarak bu sınıfların özgürlüğünü savunmaktadırlar. Yapısal açıdan bunun eş değeri, demokratik bir seçim ile toplumun demokrasiden vazgeçip monarşiyi, diktatörlüğü, ırk temelli bir yapıyı ya da teokrasiyi seçmesidir. Demokrasiyi ve özgürlükleri kullanarak, demokrasiden ve özgürlüklerden uzaklaşma çabasıdır bunun karşılığı.

Türkiye’deki günümüz sağ siyaseti, yukarıda bahsedilen yapısal dönüşümü geçmişte beceremediğini gördüğü için, bireyi kendi içine hapseden din, mezhep ve ırk kimliklerini sosyal demokratların kullandığı sınıfsal demokrasi içerisindeki sınıf kavramı ile harmanlayarak sahte bir özgürlük söylemi ile toplumda söz sahibi olmuştur. Ülkemizdeki sağ siyasi görüş, bu sahte özgürlük söylemi ile, yukarıda kendi düşünce sistemleri ile nasıl çeliştiği gösterilen liberal demokratlar, muhafazakarlar ve bireyin özgürlüğü ile din, mezhep ve ırk üzerine kurulu sınıfların özgürlüğünü birbirine karıştıran sol görüşlü insanlardan destek almaktadır.

Sosyal demokratların kendileri ile çelişmesi:
Sosyal demokratların ya da sınıflar üzerine kurulu demokrasiyi savunan bir çok insan ve siyasi örgütün içerisinde bulunduğu çelişki ise çok daha basit bir tespit ile gözümüzün önünde durmaktadır: “Toplumu, iş gücü ya da ekonomik olarak sınıflandırmanın ötesinde liberal demokratların toplumu din, mezhep ve ırk üzerinden sınıflandırmasını kabul etmek.” Komünistlerin, sosyalistlerin ve sosyal demokratların önemli bir bölümü, sınıf olma bilincinin, bireysel olarak değil sınıfsal olarak özgürleşme ve demokratikleşme bilincinin daha da gelişeceğini öngörerek bu hatalı sınıflandırmayı desteklemişlerdir. Bunun sonucu olarak, toplumlardaki özgürlük ve demokrasi kavramı, ekonomik temelli sınıfsal bilinçten ve iktidarda ekonomik temelli sınıfların söz sahibi olmasından uzaklaşmış, din, mezhep ve ırk sınıflandırmasını içeren hastalıklı ve hatalı bir temele oturmuştur.

Çözüm sosyal demokrasiye ihanetten mi geçer ?
Yukarıda bahsi geçen toplumsal sınıflandırmaları iki kategoriye ayırabiliriz. Birisi liberal demokratların kullandıkları din, mezhep ve ırk temeline dayalı hatalı sınıflandırma, diğeri ise sosyal demokrasinin özünde yer alan ekonomik temelli sınıflandırma.
Liberal demokratların kullandıkları bu hastalıklı sınıflandırma biçimini yıkmak için bireyin özgürlüğünü ve bireysel özgürlüğü savunmak gerekmektedir.
Bu sosyal demokrasiye bir ihanet değildir. Çünkü ekonomik temelli bir sınıflandırma biçimi de bireyin isteklerini ve demokraside söz sahibi olmasını özünde sadece insan ve üreten olması bilincine dayandırır.
Çözüm, liberal demokratları kendi söylemleri ile çeliştiklerini, liberal demokratlara din, ırk, mezhep gibi kimliklerin bireyi demokrasi ve özgürlükler açısından nasıl sınırladığı, bireyselciliği nasıl baltaladığı gerçeklerini hatırlatmaktan geçer.

Gelelim demokratikleşme paketimize:
Bu paket üzerinden tartışmaya girmek, kümeste yaşayan tavukların, “gıd gıdgıdaaak” mı ya da “gud gud gudaaak” mı diye bağıracağız tartışmasından öteye geçemez. Burada sol görüşlü olduğunu söyleyen insana düşen görev, kimin nasıl bağıracağını savunmak değildir, tavuk mu olacağız yoksa insan mı olacağız tartışmasını masaya koymaktır.

Oyunu kaybedeceğini anladığın zaman, oyunu değiştirmekle mükellefsin.
Muhtaç olduğun kudret, beyninde akan asil insanlığında mevcuttur. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder