Feministler, Kürt Milliyetçileri, Liberaller, 2000 Model Solcular, Ak Partililer ve Baş Örtülüler için Galaksinin Otostopçu Rehberi...
Zaman zaman "Çek o lanet ellerini hamburgerimden koca beyaz popolu" olarak da adlandırdığım durum. Geçmişte kimisi dışlanmış, kimisi yok sayılmış, kimisi öldürülmüş, kimisi işkence görmüş, kimisi asimilasyona tabi tutulmuş, kimisi sürgün edilmiş kitlelerin günümüzde normal ve haklı durumlar üzerinden kendilerine yapılan eleştirilere, geçmişten gelen sıkıntılı bilinç altları yüzünden aşırı tepki vermeleri, eleştiriyi kabul edemeyip bu eleştirilerin temelini geçmişe bağlamaya çalışma sıkıntısı, eleştirileri bu bilinç altı ve aşırı hassasiyet yüzünden refleks tepkiler nedeniyle yanlış anlamaları durumu.
Son günlerde bu durum ile sık sık karşılaşır oldum. İnsanlar sırf bu düşünce kalıpları yüzünden, ön yargıları yüzünden birbirlerini anlayamıyorlar ya da yanlış anlıyorlar. İşin ironi içeren tarafı, ön yargıları yıkmaya çalışan kitlelerin, kendileri ile tartışılırken kendilerinin ön yargı ile karşı tarafa yaklaşmasında gözlemlenebiliyor.
Hemen Örnek:
Biliyorsunuz ki amerikanın siyahi vatandaşları yıllarca köle olarak görüldü, aşağılandı, alındı, satıldı vs... vs...
Bu bir bilinç altı oluşturdu siyahi amerikalılarda.
Herhangi bir siyahi insana yıkanmadığı için koktuğunu söylerseniz, büyük bir ihtimalle ırkçılık yapmakla suçlayacaktır sizi. İşte sıkıntı budur. Siz ırkçılık yapmamakta doğruyu söylemektesinizdir. Çünkü siyahi olsun, beyaz olsun, sarı derili olsun, kızıl derili olsun, yıkanmayan insan kokar. Fakat, bu haklı eleştiriniz, geçmişten gelen bilinç altı yüzünden:
1) Geçersiz oluyor,
2) Eleştiriyi gerçekte hak eden kişi ya da kişiler eleştiriden sıyrılmış oluyor,
3) Bunlarla da bitmiyor, bir de siz suçlu durumuna düşüyorsunuz.
------------------------------------
Yukarıdaki bu örneğin benzerleri Türkiye'de olmuyor mu? Oluyor maalesef. "Aşırı Siyahi Tepkisi" olarak adlandırdığım bu durumla en çok karşılaştığım kitleler ise:
1) Feministler
2) Kürt Milliyetçileri, Liberaller ve 2000 Model Solcular
3) Ak Partililer
4) Baş Örtülüler
1) Feministler:
Özellikle bir erkek olarak bir feminist ile tartışma ya da münazara girdiyseniz, kurduğunuz her bir cümlenin yanlış anlaşılma olasılığının çok yüksek olduğunu bilmeniz gerekiyor. Özellikle sizi tanımayan bir feminist ile konuşuyorsanız, onun hoşuna gitmeyecek olan bütün önermelerinizin altında ya da yanlış bir kelime kullanmanızın sebebinin erkek egemen toplum bilinci olduğunu dayatacaktır size. İşin daha da acısı, karşınızdaki feministe göre direk olarak feodal yapı içerisindeki erkek zihniyetine sahipsinizdir.
Örnek:
"Bayanların aşırı makyaj yapmasından hoşlanmıyorum." cümlesini kurduğunuz anda bittiniz. İşin içinden çıkılamayacak bir suçlama ve içinden çıkamayacağınız bir kalıbın parçasısınız artık. Ve sonuç olarak yukarıda saydığım üç aşama sırasıyla gerçekleşecektir:
1) Eleştiriniz geçersiz oluyor,
2) Eleştiriyi gerçekte hak eden kişi ya da kişiler eleştiriden sıyrılmış oluyor,
3) Bunlarla da bitmiyor, bir de suçlu durumuna düşüyorsunuz.
Adım adım gidelim, bu cümleyi kurduğunuz andan itibaren konu makyaj konusundan çıkacaktır, aşırı makyaj yapanlar kendini kurtaracaktır, konu direk olarak neden "kadın" değil de "bayan" sözcüğünü kullandın diye size dönecektir. İş burada da bitmez, üçüncü aşamaya geçilir ve "Bizim asıl sorun olarak gördüğümüz şey kadın kelimesinin kolektif bilinçaltında gözle görülmez bir biçimde kirlenmiş kabul edilmesi." cümlesi içinde harcanırsınız. Böyle bir bilinç altına sahip olmasanız bile, kendi annenizden, eşinizden, ablanızdan veya kız kardeşinizden bahsederken kadın kelimesini kullansanız bile, bunu bilmeyen feminist insan sizi direk olarak harcar, kadının toplumsal anlamda ezilmesinin kendi bilinç altına yansımasıyla oluşan bu kalıpsal ön yargı ile yaklaşmış olur size.
İşte bu tarz durumlar, ön yargıları yıkmaya çalışan toplulukların, eleştirildiklerinde, kendilerini eleştirenlere ön yargı uyguladıklarının kanıtıdır. Bu tarz kitleler, toplumdan tepki görmek istemiyor, topluma kendilerini daha rahat bir şekilde anlatmak istiyorlar ise:
- Önce kendilerinin toplumun diğer bireylerine ön yargılı yaklaşmamaları,
- Duydukları her farklı düşünceyi, kendilerini eleştiren farklı beyinleri, kendilerinin eleştirdiği zihniyetler ile aynı kefeye koyma refleksinden vazgeçmeleri gerekmektedir.
2) Kürt Milliyetçileri, Liberaller ve 2000 Model Solcular:
Bu kısım bir ön açıklama gerektiriyor tabi. 2000 Model Solcular:"Bireyin özgürlüğünü ve sınıf kavramını unutmuş, bireyi belirli bir kitleye hapseden kavramların( dil, din, mezhep, ırk, cinsiyet ) özgürlüğünün peşine düşmüş solcu insan." Diğer tanımlamaların neler olduklarını biliyorsunuz zaten. Bu üç tanımlamadan herhangi biri, hepsi, hepsinden birazı ya da herhangi ikisini kullanarak tanımlayabileceğiniz bir insan ile konuşurken karşı taraftan gelecek herhangi bir özgürlük talebine karşı çıktığınız anda ya devletçisiniz ya kemalistsiniz ya statükocusunuz ya da faşistsiniz. Olmadı postal giydirirler size, darbe yanlısı yaparlar.
Örnek:
"Kürtler Anadolu'da yaşayan tüm halklar ile aynı özgürlüklere sahiptir, bunun tersini iddia etmek haksızlıktır." dediğiniz anda bittiniz. İnanılmaz bir niyet okumayla karşı karşıya kalacaksınız. Ve o meşhur sıralama burada da devreye girecektir:
1) Eleştiriniz geçersiz oluyor,
2) Eleştiriyi gerçekte hak eden kişi ya da kişiler eleştiriden sıyrılmış oluyor,
3) Bunlarla da bitmiyor, bir de suçlu durumuna düşüyorsunuz.
Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayıp, 2000'lerin başına kadar gelen binlerce hikaye anlatılacaktır size, sanki siz bunları bilmiyormuş gibi. Halbuki siz ülkenin şu anki halinden bahsetmektesinizdir fakat bilinç altında kalan sıkıntılı süreçler yüzünden karşınızdaki insan bunu anlayamaz, refleks olarak geçmiş yıllardan bahseder. Tabi bununla da kalınmaz, siz şu anki zamandan bahsettiğinizi vurgularsanız bu sefer de ana dilde eğitimden tutun da yerel yönetimlere kadar bir çok konudan bahseder. Refleks olarak ezberlenmiş tepkileri yüzünden, sizin aynı sorunların lazlar, çerkezler, araplar, suryaniler, ermeniler, rumlar, romanlar vs... gibi halklar için de geçerli olduğunu belirtmek için dillendirdiğiniz özgürlük seviyesinin eşit olduğunu söyleminizi yanlış yorumlar. Bu noktada da kalınmaz türkçe anadilide eğitim var ya sen türkçeyi nasıl üstün görüyorsun türk ırkını diğer halklardan nasıl üstün tutarsın diyerek seni yeri geldiğinde ırkçılıkla, devletçilikle, statüko kafasıyla düşünmekle vs... ile suçlar. Özünde çok basit bir tespit yapmaya çalışırken, olursun birdenbire faşist!
Bu tarz durumlar, daha önce de belirtilen aşırı hassasiyet, ve buna ek olarak sürekli bir hak arama çabası, sürekli bir hesaplaşma cabası yüzünden ortaya çıkmakta, insanların geçmişlerindeki kötü anıların günümüze taşıdığı duygular, günümüzde bulundukları toplum ile sağlıklı ilişkiler kurmasını engellemektedir. Kürtler gibi topluluklar, halklar bu hataya düşmemek için:
- Niyet okuma hatasına düşülmemeli,
- Kendilerine getirilen günümüz eleştirilerini, refleks olarak acıların yaşandığı geçmiş üzerinden bir hesaplaşma mantığı ile değerlendirmemelidir.
- Kürt konusundaki bu "Aşırı Siyahi Tepkisi" yüzünden günümüzde "ne mutlu kürdüm diyene" demek özgürlük, liberalizm, solculuk, insan hakları, "ne mutlu türküm diyene" demek faşizanlık, ırkçılık, statükoculuk, darbecilik olarak adlandırılmaktadır. Halbuki bu iki söylem teknik olarak özünde aynı tarzda bir söylemdir.
3) Ak Partililer:
Özellikle koyu bir şekilde Ak Parti partizanlığı yapan birisi ile iletişime geçmek neredeyse imkansızdır. Ak Parti genel başkanının izlediği kutuplaştırıcı politikalar yüzünden, ya Ak Partili gibi düşünürsün ya da o düşüncenin tam zıttı bir düşünceye sahipsindir. Üçüncü bir seçenek Ak Partili bir sempatizana göre yoktur.
Örnek:
"Mursi başarısız bir liderdir." dediğiniz anda bittiniz bir Ak Partili gözünde. Çünkü bir Ak Parti sempatizanına göre ya Mursi'yi seversin, ya da darbecileri seversin, darbe yanlısı bir insansındır. İşte bu kutuplaştırıcı mantık yüzünden sihirli süreç bu sefer tersten başlar:
1) Eleştiriniz geçersiz oluyor,
2) Eleştiriyi gerçekte hak eden kişi ya da kişiler eleştiriden sıyrılmış oluyor,
3) Bunlarla da bitmiyor, bir de suçlu durumuna düşüyorsunuz.
Direk olarak darbe yanlısı olarak nitelendirilirsiniz(3). Darbe ile devrildiği için Mursi mazlumdur(2). Darbe yanlısı olduğunuz için, seçimle gelen Mursi'yi eleştirmeye hakkınız yoktur(1). Bir Ak Partili arkadaşımız hem darbe karşıtı olmanızı hem de Mursi'yi başarısız bulmanızı, kutuplaştırıcı siyasetin etkisinde kaldığı için kavrayamaz, anlamlandıramaz. Ak Partili arkadaşların anlaşılabilmeleri, daha da önemlisi kendinden olmayan kitleler ile iletişime geçebilmeleri için:
- Ya bendensin ya da düşmandan kısır döngüsünden kurtulup, iki kutuplu siyaset dışında da düşünceler olabileceğini fark etmeleri,
- Yıllardır sistem tarafından saf dışı bırakılma çabaları, karşısında kim var ise karşıdakini potansiyel siyasi katili olarak görme alışkanlığı ve yıllardır mazlum oldukları için mazlumların yanında yer alma edebiyatı ile körüklenen kutuplaştırıcı siyasetten kurtularak, karşısındakine "bunu diyorsa kesin budur" ön yargısı ile yaklaşmaması gerekmektedir.
- Ak Partililerin, kutuplaştırıcı düşünce yapısı ile beslediği bizdense artıdır, değilse eksidir ön yargısının bir başka örneği ise "Esad ve Özgür Suriye Ordusu" ikilemidir. ÖSO'yu eleştirdiğiniz anda diktatör yanlısı olarak adlandırılırsınız bu ön yargılı düşünce sistemi yüzünden. Halbuki bir insana göre hem "Esad" bir diktatör, hem de "ÖSO" dış güçlerin desteklediği terörist bir oluşum olabilir.
4) Baş Örtülüler:
Yıllardır baş örtüsü kullandığı için gerek devlet gerekse de toplumun bazı kesimleri tarafından dışlanan, hor görülen, eğitim gibi bazı temel hakları engellenen bu insanlarımızın hissiyatlarının bir süre sonra siyasiler tarafından politik rant amacı olarak kullanılarak aşarı hassasiyet yaratmaları bu başlık altında da "Aşırı Siyahi Tepkisi" diye isimlendirdiğim durumun ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Baş örtüsü hakkında kişisel olarak getireceğiniz en ufak bir olumsuz yorum, büyütülen ön yargılar ve aşırı hassasiyet yüzünden size statükocu kemalist, aşırı seküler, din düşmanı ateist gibi isimlendirmeler olarak geri dönecektir.
Örnek:
"Kur'anda baş örtüsü diye bir şey yoktur, pagan kültüründen geçmiştir Müslümanlığa." dediğiniz anda bittiniz. Çok az sayıdaki insan sizinle ciddi bir şekilde bu konuyu arapça, türkçe, hadisler, kur'an mealleri, kur'an ayetleri, tarihi gerçekler ve o dönemin gündelik hayatı üzerinden ciddi bir şekilde münazara etmeyi seçerken, geriye kalan büyük bir çoğunluk tarafından olur olmadık akıl dışı yaftalamalara maruz kalırsınız sihirli süreç işlemeye başladığında:
1) Eleştiriniz geçersiz oluyor,
2) Eleştiriyi gerçekte hak eden kişi ya da kişiler eleştiriden sıyrılmış oluyor,
3) Bunlarla da bitmiyor, bir de suçlu durumuna düşüyorsunuz.
Karşınızdaki insan refleks olarak sözlerinizi insanların kutsallarına saldırı olarak adlandırılacağı için bu eleştiriniz direk olarak geçersiz sayılıyor. Yetmiyor, din dışılıkla suçlandığınız için bu eleştiriye konu olan insanlar işin içinden çıkıyor. Yeni model, hem özgürlükçü hem tutucu bir müslümana denk gelmişseniz, "kimisi o şekil kimisi bu şekil" ne fark eder ki kaçış noktası ile eleştiriniz geçiştirilmeye çalışılıyor. Eski model tutucu bir müslümana gelirseniz de hemen üçüncü aşamaya geçiliyor ve din dışılıkla, kemalist zihniyet ürünü olmakla, statükoculukla, üniversitelerde geçmişte ikna odaları kuran zihniyetle paralel düşüncede olmakla suçlanmaya başlıyorsunuz.
Geçmişten gelen bütün bu aşırı hassasiyetler yüzünden, normal olarak konuşup tartışabileceğiniz bir konu, konunun ne olduğundan çıkıyor, ve konuyu açan siz, hatta kamu da bile baş örtüsünün serbest olmasını savunsanız bile, islam tarihinde karşı tarafın hoşuna gitmeyen bir tespit yapmaya kalktığınızda, refleks gibi işleyen ön yargılar yüzünden yukarıda yazılan belirli siyasi kalıplara sokuluyorsunuz. Bu bağlamda, baş örtüsü konusunda, geçmişten gelen insanlık ve özgürlük dışı uygulamaların yarattığı aşırı hassasiyet ortamından kurtulmak için bu arkadaşlarımız:
- Kendilerine bir eleştiri geldiğinde ön yargılı yaklaşıp karşı tarafı yaftalamak yerine önce karşı tarafın ne demeye çalıştığını anlamalı,
- Haksız olduklarını anladıkları zaman, geçmişteki mağduriyetlerini yerli yersiz kullanarak haklı çıkmaya çalışmak yerine karşı düşünceyi kabul edebilmek erdemini göstermeli,
- Bazı durumlarda, bu hassasiyetin siyasi çıkarlar için sömürü aracı olarak kullanıldığının farkına varmaları gerekmektedir.
- Baş örtüsü konusundaki bu aşırı hassasiyet, benim adlandırmamla da "Aşırı Siyahi Tepkisi" sadece insanlar ve kitleler arası iletişimlerde problem yaratmakla kalmamakta, aynı zamanda siyasi partiler tarafından sömürülerek siyasi rant ve oy toplama aracı olarak kullanılmaktadır. Gezi eylemlerinde baş örtülü diye bir annenin dövülüp üzerin işendi iddiası. Akıl alır gibi değil, böyle bir sömürü olamaz!
- Bir başka siyasi sömürü örneği ise, Odtü ile alakası olmayan ve odtü'nin içerisinden transit olarak geçmeye çalışan hiçbir kimsenin odtü'ye girmesine izin verilmezken, göz göre göre baş örtüm yüzünden odtü'ye alınmadım yalanı ile bu aşırı hassasiyetin kullanılması(28.08.2013). Son günlerde gerilen Ankara Belediyesi ( Melih Gökçek) ve Odtü ilişkileri düşünüldüğünde yapılan siyasi sömürünün boyutları ortaya çıkmaktadır.
Sonuç:
Zamanında belirli sıkıntılar yaşamış kitlelerin, geçmişte yaşadıkları sıkıntılardan dolayı geliştirdikleri ön yargıları bir kenara bırakmalıdırlar.
Toplumun kendilerine karşı besledikleri ön yargıyı yıkmak istiyorlar ise önce kendilerinin topluma karşı besledikleri ön yargıları yıkmaları gerekmektedir toplumla iletişime geçebilmek için.
- Farklı bir görüş duyduklarında karşı tarafı belirli siyasi kalıplar ile yaftalamak yerine anlamaya çalışmaları gerekmektedir toplumla kurulan iletişimi kaybetmemek için.
- Bir konuda haksız oldukları ortaya çıktığı zaman, geçmişten gelen mağduriyetlerini şu anki haksız durumlarını örtmek için kullanmamaları gerekmektedir toplumla kurulan iletişimdeki samimiyetleri kaybetmemeleri için.
- Kendilerine getirilen eleştirileri, sanki mağduriyetlerin yaşandığı zamanlarda yaşıyormuşuz gibi ele almak yerine günümüz koşulları üzerinden ele almaları gerekmektedir toplumla kurulan iletişimin sağlam yürüyebilmesi için.
- Savundukları bir düşünceye karşı bir düşünce ile karşılaştıklarında, o düşünceyi hali hazırda kullanılan hazır kalıplara veya siyasi terimlere hapsetmektense, karşılaşılan karşı düşüncenin yeni bir söylem, yeni bir tarz yeni bir yol olduğunu irdelemeleri lazımdır toplumla kurulan iletişimin gelişebilmesi için.
- Geçmişte yaşanılan sıkıntıların hesapları sorulurken, gelecekte hesabı sorulması gereken durumların yaratılmasından kaçınılması gerekmektedir toplumla kurulmaya çalışılan iletişimin ileride toplumla yaşanacak bir çatışmaya dönüşmemesi için!
En Önemlisi:
Baskı altında kalan bütün kitleler, kendilerini koruyabilmek için tutuculaşır, betonlaşır ve kemikleşir. Almanya'da yaşayan Türklerin bir kısmı buna çok iyi bir örnektir. Geçmişte baskı altında kalan yukarıda sözü geçen kitlerler de aynı şekilde tutuculaşmış, betonlaşmış ve kemikleşmiştir kendilerini koruyabilmek için. Fakat, günümüze ayak uydurmak isteniyor ise, toplumla sağlıklı bir iletişim kurulmak isteniyor ise, toplumdaki ön yargıların yıkılması isteniyor ise bu tutucu, betonlaşmış ve kemikleşmiş yapıdan kurtulmaları gerekmektedir.
Zamanın ruhunu yakalamak şarttır.
Zamanın ruhuna göre geçmişi bir kenara bırakarak değişebileceğini göstermek şarttır.