8 Ekim 2013 Salı

Solcu Arkadaşım Bir Bakıver...

“Platon: Politika ile uğraşmayacak kadar akıllı olanlar,daha aptallar tarafından yönetilerek cezalandırılırlar.”


Şehr-i İstanbul tam 19 yıldır Ak Parti zihniyetinin elinde şekilleniyor.  Trafik sorunu çözülemedi, çevre sorunu çözülemedi, kentsel dönüşüm bu gidişle yüz yıl içerisinde anca tamamlanacak gibi gözüküyor vs... vs...

Bu uzun 20 yıllık sürecin sonunda, 2014’teki seçimlerde, şu an İstanbul’u yöneten siyasi görüşün değişebileceği gibi bir algı oluşmaya başladı insanlarda. Reçetede yazanlar ise:

Cumhuriyet Halk Partisi + Mustafa Sarıgül

Reçetede yer alan partinin de aday olan kişinin de ne kadar sol olduğu tartışılır. Ama bildiğimiz gerçekler var bir de. Bu dönem CHP İstanbul’u yönetiyor olsaydı, iktidar kanadı İstanbul üzerinde gezi olaylarında olduğu gibi bir baskı kuramazdı, bu kadar ben bilirimci, bu kadar ben dedim yaptım oldu anlayışı ile hüküm süremezdi. Bir gerçek daha var göz önünde bulundurmamız gereken. O da bu reçetenin İstanbul’un yönetiminin el değiştirebilme potansiyeline sahip olması. İster sevin ister sevmeyin, fakat başka bir seçenek mümkün gözükmüyor. Başka bir seçenek olmadığını söylemek anti-demokratik bir tavır olsa da gelecekte başka seçeneklerimizin olabilmesi için bu tavrı sergilemek zorundayız. Bu felsefenin anahtarı şu cümlede saklı:

“Bir sonraki seçimlerde değiştirilebilmesi daha kolay olanı iktidara taşımak.“

Barış ve Demokrasi Partisi + Sırrı Süreya Önder sizce kazanabilir mi İstanbul seçimlerini? Siz de adınız gibi biliyorsunuz bunun olamayacağını, hangi partinin ne kadar oy potansiyeline sahip olduğunu. Sadece bu kadar da değil günümüzde yaşananlar. Bu hafta içerisinde CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin de İBB aday adaylığını açıkladı. Bu, ülkemizde sol adı verilen siyasi partilerin, gerçekçiliği bir kenara bırakarak, gerçekleşebilecek sonuçları görmezden gelerek, savundukları ideoloji adına, kulakları gerçeklere ve sonuçlara tıkalı bir şekilde slogan atma hastalığının bir sonucudur. Kazanabilme ihtimali ortaya çıkar çıkmaz, toplumun az bir kısmından destek görür görmez, sağ partilerde bile gözükmeyen bir bireyselcilikle kendini ve savunduğu ideolojisini ön plana çıkartma hastalığı.

Sol’un bu hastalıklı tavrı, tüm sol kesimlerin kaybetmesinden başka hiç bir işe yaramadığı gibi, sağ siyaset için de inanılmaz fırsatlar yaratıyor. Nasıl mı? Sizce Recep Tayyip Erdoğan İBB seçimlerini yüzde kaç oyla kazandı 1994’te? Buyurun 1994 İBB seçimlerine:


973.704
% 25,19
855.897
% 22,14
784.693
% 20,30
597.461
% 15,46
478.612
% 12,38
72.121
% 1,87
54.028
% 1,40
13.662
% 0.35
12.294
% 0,32
7.979
% 0,21
7.075
% 0,18
5.215
% 0,13

2.385
% 0,06

Recep Tayyip Erdoğan adlı siyasi figür, İstanbul genelinde sadece ve sadece %25.19’luk bir oy oranı ile siyaset sahnesinde ön plana çıkmaya başlamıştır solun bu tavrı yüzünden. Burada ne isimleri tartışıcam, ne de kim kimin oyunu böldü tartışmasına giricem. Sonuç ortadadır. Sol blokta yer alan bütün kesimler birbirinin oyunu bölmüştür ve hepsi aynı derecede suçludur. Aynı şekilde sandığa gitmeye seçmen de. Bu suçun cezasını da şu an Recep Tayyip Erdoğan isminin altında yaşayarak hepimiz çekiyoruz. 

Sol kesim bu hastalıklı tavrı sergilemeseydi, %35.5 gibi bir oy oranıyla İstanbul’u elinde tutmakla kalmayacaktı, aynı zamanda Recep Tayyip Erdoğan gibi bir siyasi figür belki de siyaset sahnesinden yıllar önce silinip gidecekti.

Peki önümüzdeki bu seçim sadece belediyeler ile ilgili mi? Tabi ki de hayır. Hemen ardından Cumhurbaşkanlığı seçimi, onun da hemen ardından genel seçimler var. İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde Ak Parti iktidarının kaybetmesi demek, sol kesim için önümüzdeki seçimlerde ve yıllarda inanılmaz fırsatların ortaya çıkması demektir. Sosyal demokrasinin kazanabilmesi için bu değişimin olması şarttır.

Peki ne yapmak gerekiyor? İnadına benim ideolojim diyerek bir dönem daha şu anki iktidarın hüküm sürmesine izin mi vereceksiniz? Bence hayır. Bu sefer buna izin vermeyeceksiniz. Çünkü insanlarımız, yeni bir Recep Tayyip Erdoğan benzerini bir yirmi yıl daha çekemez.

Benzer şekilde Ankara’da, ister ulusalcı deyin ister kemalist deyin, eğer Muharrem İnce adaylığını koyarsa sonuna kadar kendisine destek verilmelidir. İster DSP’li olun, ister İP’li olun, ister BDP’li, ister TKP’li olun,  isterseniz diğer sol fraksiyonlardan olun hiç farketmez, sokaklara çıkıp mahalle mahalle, sokak sokak, ev ev, kahve kahve, toplu taşıma araçlarında, iş yerlerinde, okullarda bu adaylar için gönüllü olarak çalışmanız gerekmektedir. Aksi halde, CHP’nin bile yönetimi eline alamadığı bir ülkede size fırsat gelir mi zannediyorsunuz?

Muhalifler:
Hiç bir siyasi görüşe yakınlık hissetmeyip, ben sadece muhalifim diyen insalar da aynı şekilde sorumludur bu süreçte. Muhalif olanın yaşamasına kısmen de olsa izin verecek bir yönetimi iktidara taşımak, hayata muhalif olanların kendi kimliklerinin getirdiği bir zarurettir. Çünkü siz de çok iyi biliyorsunuz ki, ben sadece muhalifim diyenlerin de bu ülkede seslerinin çıkmasına izin verilmiyor artık.

Sonuç:
Sonuç ortadadır. Sol bu hastalıklı tavrından vaz geçmelidir. Bireyler olarak sizler de vazgeçmelisiniz bu tavırdan. İktidarlara, iktidarlarının değişebileceği gerçeğini göstermek, her bir insanın görevidir. Aksi halde, baskıya, zulme, sindirilmeye, yok sayılmaya, farklı düşüncelere gösterilen tahammülsüzlüğe, anti-demokratik uygulamalara teker teker ses çıkartmak hiç bir sonuç getirmeyecektir. Unutmayın, asıl amaç: 


“Bir sonraki seçimlerde değiştirilebilmesi daha kolay olanı iktidara taşımak.“

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder