Cidden hayatta başarılı olmak nedir...?
Okul, iş, para kazanma...?
Ne işe yarar başarı...?
Doğada olduğu gibi içinde var olduğumuz yapılarda da adaptasyon, kuralları benimseme, var olan koşullara hızlıca uyum sağlayabilme, azim, çalışkanlık vs... kişinin başarılı olmasını sağlıyor. Nasıl ki evrim teorisinde doğal seçilim yolu ile, zamanın koşullarına göre doğal yaşantıya uyum sağlayan canlılar türlerinin devamlılığını sağlayabiliyorsa, insanlar da iş yerlerinde, okullarında uyum sağlama yetenekleri ile ayakta kalabiliyorlar, ve soylarının daha iyi koşullar altında devam etmesini sağlayabiliyorlar. Bir başka değişle, kapitalist sistem tam anlamıyla evrim teorisinin ortaya çıkarttığı doğal seçilimin bir kopyası gibi işliyor. Sisteme ne kadar hızlı ve doğru adapte olunursa, hayatta kalma şansı da o kadar artıyor. Peki ya başarı...?
Kapitalist sistem içerisinde başarı direk olarak ne kadar para kazandığınız ve sosyal statünüz ile ilgilidir. Aylık geliriniz ne kadar yüksek ise insanların gözünde o kadar başarılısınız. Aileniz, akrabalarınız, arkadaşlarınız (istediğiniz okulu okuyun okumayın, istediğiniz işte çalışın çalışmayın, bunların hiç birine dahi bakmadan ) sizi başarılı sayabilmek için direk olarak kazandığınız para miktarına ve sahip olduğunuz sosyal statüye( Örnek: Coca Cola'da CEO ) bakacaktır.
Doğal seçilim ve kapitalist sitemin aynı yapıda olduğuna dair bir başka ipucu ise; Doğanın getirmiş olduğu çoğu yerde geçerli olan erkek avlanır kanunu da hatırlayarak, örneğin kadınlar genelde başarılı erkeği seçerler. Çünkü sistem içerisinde başarı yani kazanılan para ve sahip olunan sosyal statü gücün simgesidir. Doğadaki her hangi bir hayvan topluluğunda olduğu gibi, dişiler grubun lideri olan en güçlü erkekle birlikte olmak isterler. İnsanlarda da güdüsel olarak bu böyledir. Bu bağlamda kapitalist sistem ile doğanın işleyişinin benzerlikleri anlatmakla bitmez. O yüzdendir ki kapitalizm kendi sonunu getirmediği müddetçe insan doğasının bir sonucu olarak varlığını sürdürmeye devam edecektir.
Bütün bu var olan basit gerçekler insanlara nasıl başarılı olunacağını açık bir şekilde gösteriyor. Sistemle kavga etme, sisteme sağlam adapte ol, güçlü olduğun özelliklerini ön plana çıkart, sürekli kendini yenile ve sıkı çalış. 'Aptallar İçin Başarı' kitabından fırlama gibi di mi...
Doğal seçilim ve kapitalist sitemin aynı yapıda olduğuna dair bir başka ipucu ise; Doğanın getirmiş olduğu çoğu yerde geçerli olan erkek avlanır kanunu da hatırlayarak, örneğin kadınlar genelde başarılı erkeği seçerler. Çünkü sistem içerisinde başarı yani kazanılan para ve sahip olunan sosyal statü gücün simgesidir. Doğadaki her hangi bir hayvan topluluğunda olduğu gibi, dişiler grubun lideri olan en güçlü erkekle birlikte olmak isterler. İnsanlarda da güdüsel olarak bu böyledir. Bu bağlamda kapitalist sistem ile doğanın işleyişinin benzerlikleri anlatmakla bitmez. O yüzdendir ki kapitalizm kendi sonunu getirmediği müddetçe insan doğasının bir sonucu olarak varlığını sürdürmeye devam edecektir.
Bütün bu var olan basit gerçekler insanlara nasıl başarılı olunacağını açık bir şekilde gösteriyor. Sistemle kavga etme, sisteme sağlam adapte ol, güçlü olduğun özelliklerini ön plana çıkart, sürekli kendini yenile ve sıkı çalış. 'Aptallar İçin Başarı' kitabından fırlama gibi di mi...
Yazının bu kısmına kadar, hayatını, düşüncelerini ve zekasını sistemi sorgulamaya harcamamış birisi için geçerli olan bölümü okumuş oldunuz. İnsanlığın çoğunluğunu oluşturan bu tarz insanlar için hayatta başarılı olmanın kuralları gayet açık ve nettir. Fakat tahmin edeceğiniz üzere burası daha çok insanlığın azınlığını oluşturanların uğrak noktasıdır. O yüzden:
Yazar der ki: "Şimdi ise gerçeğin göreceli gölge oyunu sayıldığı kaygan ve nemli yüzeylere geçiş yapıyoruz."
Yazar der ki: "Şimdi ise gerçeğin göreceli gölge oyunu sayıldığı kaygan ve nemli yüzeylere geçiş yapıyoruz."
Önce sözlüğe bakalım:
Başarı: Başarma işi
Başarı: Başarma işi
Peki 'iş' ne demek, ona da bakalım:
İş: Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma
İş: Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma
Gerçeğin Göreceli Gölge Oyunu: Sahne - İyi ve Kötü
Görmüş olduğunuz gibi kelime anlamı ile başarı, günümüzde içine konduğu kalıptan çok daha fazlası için kullanılabiliyor.
Yukarıdaki 'Başarma işi' ve 'İş' kelimelerinin sözlük anlamından yola çıkarsak aşağıdaki durumlarda da başarı söz konusudur:
- Kabız bir insanın tuvaletini yapabilmesi. ( Helti Yaşam )
- Başarılı seri katil Tekin Yaşamaz son 6 günde 7 kişiyi öldürdü. ( Föx Tv )
- İnsanoğlu karnını doyurabilmek için başarılı bir şekilde hayvanları ve doğayı katletmeye devam ediyor. ( Nasyonel Coorafik )
- Başarılı tecavüzcü Tekin Yaşamaz son 6 günde aralarında 2'de erkeğin bulunduğu 7 kişiye tecavüz etti. ( Föx Tv )
- Başarılı uyuşturucu satıcısı Tekin Yaşamaz son 6 günde 7.000 TL ciro elde etti. ( Nankörkotik )
- vs...
Başarılı olmak için sadece başarmak değil, aynı zamanda başarılan işin de iyi bir iş mi olması gerekiyor...? Cevap evet gibi gözüküyor. O zaman da şu sonuç ortaya çıkıyor, kapitalist sistem iyidir. Çünkü biz bu hayata dair başarı kavramını kapitalist sisteme endekslemiş durumdayız. Çünkü bu düzende yaşayan bizler için başarı, daha önce de belirtildiği gibi ne kadar para kazandığımız ve sosyal statümüzle ilgili. Özetle kapitalist sistem iyidir. Hani şu çok meşhur serbest piyasasını yaymak için savaşlar çıkartan, insanları birbirine düşüren, öldürten, silah sanayisi ile, enerji şirketleri ile, ilaç firmaları ile bizim çok sevdiğimiz sistem. Başarılı olduğumuzu kanıtlamak için ihtiyaç duyduğumuz sevimli düzen. Başarılı öğretmenim, başarılı avukatım, başarılı doktorum, başarılı mühendisim, başarılı mimarım, başarılı ekonomistim, başarılı bankacım, başarılı memurum, başarılı işçim vs... vs...
Tam bu noktada, açık bir şekilde insanoğlunun ikiyüzlülüğü ortaya çıkıyor. Yapılan iş kötü ise( tecavüz, cinayet, uyuşturucu, çevre ve hayvan katliamı vs...) başarı değil, ama yapılan işin yapılabilmesi için gerekli ortamı sağlayan yapı kötü olsa bile yapılan iş direk olarak kötü bir sonuç ortaya çıkartmadığı müddetçe başarı. Kötülük dolaylı yoldan ortaya çıkınca kimseler umursamıyor! İnsanlık suçu kendinde arayamayacak kadar korkak, bencil ve çaresiz!
Yazar der ki "Odadaki ışığın gözünü kısan kadın, yatakta çıplak olarak yatan erkek fahişeye doğru yaklaştı. 'Sen' dedi. 'Sen bir orospu değilsin. Sen dolaylı yoldan kazara doğurulmuş bencil bir orospu çocuğusun.'"
Nankörkotik gurula sunar:
Yazar der ki "Odadaki ışığın gözünü kısan kadın, yatakta çıplak olarak yatan erkek fahişeye doğru yaklaştı. 'Sen' dedi. 'Sen bir orospu değilsin. Sen dolaylı yoldan kazara doğurulmuş bencil bir orospu çocuğusun.'"
Nankörkotik gurula sunar:
Föx Tv gururla sunar:
Nasyonel Coorafik gururla sunar:
Föx Tv gururla sunar:
Helti Yaşam gururla sunar:
Gerçeğin Göreceli Gölge Oyunu: Sahne - İç ve Dış
Şu vakte kadar toplumun ve var olan düzenin neye başarı dediğini okudunuz. Bu noktada şunu da sorgulamak gerekiyor: Başarılı olmak için, başarılı olanı onaylayan bir sisteme veya insanlara ihtiyaç var mı? Örneğin yer yüzünde tek başına yaşayan bir insan başarılı olduğunu nasıl anlardı. Diploma verecek okul, para ve sosyal statü verecek bir iş, başarılı olduğunu onaylayan başkaları olmadan nasıl başarılı olabilir ki insan? Sadece hayatta kalarak mı başarılı olmuş olurdu? İşin iç kısmını düşünmek çok zor. O yüzden önce dış tarafla ilgilenelim.Sistem ile ilgili kısmı kolay, okuyorsanız notlarınız, çalışıyorsanız aldığınız maaş ve sosyal statünüz. Bu kadar basit.
Bir de sizin dışınızdaki insanlar var, başarılı olduğunuzu onaylayabilecek. Sistem de başarılı iseniz, diğer insanlar da otomatik olarak başarılı olduğunuzu hiç tereddüt etmeden onaylayacaklardır. Diğer insanlar da bu sistem içerisinde yaşadıkları için onlar da ilk olarak sistem içerisindeki konumunuza bakacaklardır.
Sistem kişiyi başarılı olarak onayladıkça, ve bu onayla etrafındaki diğer kişiler tarafından da tekrardan başarılı olarak isimlendirildikçe, ve başarılı olmanın getirdiği haz, ekonomik güç, sosyal statü ve bunların da kişiye sağladığı olanakların artmasıyla insan kendini başarılı olarak onaylattığı kapitalist sisteme daha da bağlı bir hale gelecektir.
Yazar der ki "Sağ omzu ile boynunun arasındaki bir yerdeydim. Kafamı hafifçe yukarı kaldırıp kulağına 'Çok güzelsiniz' dedim elbisesinin üzerinden gözüken göğüs uçlarını süzerek. Ve bütün gece boyunca güzelliğine, zekasına, duruşuna iltifatlar yağdırdım. Aç bir çocuktum ve elimde eriyen bir dondurma vardı. Gecenin sonuna doğru ise iltifatların verdiği sarhoşluğun etkisi ile bedenime daha da yanaşarak annesinin doğduğu ufak tatil kasabasındaki güzellik yarışmasında nasıl birinci geldiğini anlatmaya başladı. Artık otele gitmenin vakti gelmişti. Kendini bana ispat etme zorunluluğunun kelepçeleri bileklerini iyice sıkmaya başlıyordu. Bilmediği gerçek ise, ona sahip olduğumda, ondan hevesimi aldığımda, onu kendi egom için yeterince kullandığımda, ki bunların hepsi o gecenin sabahına aynı anda denk gelecekti yolunu şaşırmış yolcular gibi, sanki yanımda yatan çıplak kadın kız kardeşimmiş gibi şehri terk edip onu bir kez olsun bile aramayacağımdı."
Diğer taraftan, ortada bir sistem olmasa bile ya da sistem dışında yaşıyor olsanız bile mutlaka diğer insanlar tarafından belirtilen başarılı olabileceğiniz alanlar mutlaka olacaktır. Ki genelde bunlar da sistem içerisinde milyonda bir gözüken yetenekli ve şanslı insanların başarılı hayatlarının, sisteme dahil olamayan ve belirli bir konuya yeteneği olan bir insanın hayatına ya tutarsa mantığı ile yamanmasından başka bir şey değildir. Örnekler ile:
- Resim yapmada kabiliyetlisin. Bir kursa başla istersen. ( Bir Dost Yanılsaması 1 )
- Bizim kız spora çok düşkün. Bale'ye de göndermiştik ilkokuldayken. ( Ebeveyn Yanılsaması 1 )
- Canım çok güzelsin bir cast ajansına baş vursana. ( Bir Dost Yanılsaması 2 )
- Bizim oğlan çok zeki ama aklını boş işlerle meşgul ediyor. ( Ebeveyn Yanılsaması 2 )
- vs...
İşte bu yanılsamalar içerisinde insan kendini başarılı 'gibi' hissedebiliyor. Özetle, bireyin dışındaki insanlar bireyde, hiç var olmasa bile bir başarı illüzyonu yaratabiliyorlar. Bunun altında genelde iki neden yatıyor. Birincisi yakınlığından dolayı( eş, dost, akraba) kişinin sistem içerisindeki başarısızlığını kabullenememe, ikincisi egodan dolayı kendine yer yapma 'Ben seni övdüm, sıra sana da gelecek beni övmeyi unutma' halleri. Bu ikinci şık genelde kadınlarda görülen bir durum.
Bireyi, olmayan bir başarı hissiyatına sokan bu yanılsamalar, bireyi sadece kandırmak ile kalmıyor, birey, başarısızlıklarına egosal kılıflar ararken bireye yardımcı da oluyorlar. Bunun en sık görülen örneği: "Ben bu sisteme dahil olamıyorum. Demek ki diğerlerinden farklıyım."
Tam bu noktada bireyin egosunun yardımı ile bu farklılık bir "özel" olma durumuna dönüşüyor. "Farklıyım, demek ki diğerleri gibi koyun değilim. Koyun değilim, çünkü hayata farklı noktalardan bakabiliyorum."
Bu aşamada şunu belirtmek gerekir ki çoğu sanatçılar, çoğu filozoflar, insanlık tarihini değiştirebilen devrimci insanlar, çoğu biliminsanı bu "özel" olma durumundalardı. Fakat günümüzde ben özelim diyen insanların çok azı gerçekte bu "özel" olma durumunda bulunuyorken, ben bu "özel" olma durumundayım diyen bireylerin bir çoğu da kendini kandırıyor.
Yazar der ki "Mr. Dickens, hırsızların hırsızı. En mükemmeli. En cesaretlisi. En çok sevileni. Mr. Dickens o kadar başarılıydı ki hırsızlıkta, diğer hırsızlar çaldıklarını saklayacak inanılmaz yerler keşfetme yarışına girerken, o insanların önünde elinde tutardı çaldığını. Çünkü Mr. Dickens bir hırsızlık yaptığında neyin çalındığı asla bilinemezdi. Bilinebilen tek şey sadece bir hırsızlık yapıldığı gerçeğiydi. Acaba Mr. Dickens kimdi ve elinde ne tutuyordu?"
Acı Gerçekler - Bir Dost Yanılsaması 1
Bireyi, olmayan bir başarı hissiyatına sokan bu yanılsamalar, bireyi sadece kandırmak ile kalmıyor, birey, başarısızlıklarına egosal kılıflar ararken bireye yardımcı da oluyorlar. Bunun en sık görülen örneği: "Ben bu sisteme dahil olamıyorum. Demek ki diğerlerinden farklıyım."
Tam bu noktada bireyin egosunun yardımı ile bu farklılık bir "özel" olma durumuna dönüşüyor. "Farklıyım, demek ki diğerleri gibi koyun değilim. Koyun değilim, çünkü hayata farklı noktalardan bakabiliyorum."
Bu aşamada şunu belirtmek gerekir ki çoğu sanatçılar, çoğu filozoflar, insanlık tarihini değiştirebilen devrimci insanlar, çoğu biliminsanı bu "özel" olma durumundalardı. Fakat günümüzde ben özelim diyen insanların çok azı gerçekte bu "özel" olma durumunda bulunuyorken, ben bu "özel" olma durumundayım diyen bireylerin bir çoğu da kendini kandırıyor.
Yazar der ki "Mr. Dickens, hırsızların hırsızı. En mükemmeli. En cesaretlisi. En çok sevileni. Mr. Dickens o kadar başarılıydı ki hırsızlıkta, diğer hırsızlar çaldıklarını saklayacak inanılmaz yerler keşfetme yarışına girerken, o insanların önünde elinde tutardı çaldığını. Çünkü Mr. Dickens bir hırsızlık yaptığında neyin çalındığı asla bilinemezdi. Bilinebilen tek şey sadece bir hırsızlık yapıldığı gerçeğiydi. Acaba Mr. Dickens kimdi ve elinde ne tutuyordu?"
Acı Gerçekler - Bir Dost Yanılsaması 1
Acı Gerçekler - Ebeveyn Yanılsaması 1
Acı Gerçekler - Bir Dost Yanılsaması 2
Acı Gerçekler - Bir Dost Yanılsaması 2
Acı Gerçekler - Ebeveyn Yanılsaması 2
Diyelim ki yukarıdaki videolarda yer alan insanlardan daha yetenekli, daha güzel ya da daha zekisiniz. Fakat, kendi isminizi google'da arattığınızda çıkan sonuç sayısı ile, yukarıda yer alan videolardaki insanların ismini google'da arattığınızda çıkan sonuç sayısını karşılaştırdığınızda 'Acı Gerçekler' ile yüzleşmiş olacaksınız. Özelseniz başarınız nerede?
Bazı insanlar bu "özel" olma durumunu başarılı ve sistemle barışık bir şekilde değerlendirdiler ve halen günümüzde anılıyorlar. Peki, öldükten sonra ünlü olan kişiler için hayatlarında başarı ne anlama geliyordu? Üstelik bir de sistem dışında yaşadılar ise. Başarısız bir hayat geçirdiklerini mi düşündüler? Burada olaylar git gide garipleşiyor. Çünkü burada birey toplumdan farklı bir konumda, "özel" bir durumu var, çoğunluğun hayata baktığı açıdan değil, farklı açılardan bakabiliyor, sisteme dahil değil ve kendisini başarılı olarak onaylayacak kimse yok etrafında. Buradaki tek şansı zaman içerisinde ileriye dönük eserler bırakmak. Bir beste, bir roman, bir tablo, bir formül vs... Tam bir delilik. Geçmişte yaşamış ve günümüzde de yaşayan ve daha keşfedilmemiş bu bireylere dışarısı başarısız gözü ile bakıyor. Muhtemelen bu bireyler de içlerinde yaşadıkları çelişkileri, üzüntüleri, yalnızlığı eserlerine yansıtacaklar ve büyük bir ihtimalle bir çoğu başarısız sayılacak bu hayatta. Diğer bir taraftan belki de yalnız kalmaları o bireylerin en büyük kozu. Bu sayede daha bağımsız fikirler eserler üretebiliyorlar. Hatta belki de bu duruma üzülmek yerine bu durumdan keyif alıyorlar mutlu oluyorlar! Hiç birimiz bilemeyiz işin bu noktasını. Kim bilir ne düşünürler, ne bilim insanları ne sanatçılar geldi geçti ve halen geçmekte bu dünyadan. Bu durumun daha da trajik hali bazıları hiç bilinemeyecek hep saklı kalacak bir köşede. Dışarısı onları keşfedene kadar hep başarısız bir hayat sürmüş sayılacaklar sistem ve toplum tarafından. Kendi içlerinde ise başarmaya olan inançlarını ortaya çıkarttıkları ve belkide gün yüzüne hiç çıkmayacak eserlerinin içinde tutacaklar.
Dahası da var. Başarılı oldukları konular kayıt altına alınamayan, ölçülemeyen, gözlemlenemeyen bireyler. Eserlerini kendi içlerinde barındıran bireyler, eserleri kendileri olan bireyler nasıl bir yol izleyecek? Bu durumlarda bulunup hiç bilinemeyen ve bilinemeyecek binlerce kişi için hayatta başarılı olmak ne demek? Kendi içlerinde, sistem ve diğer insanlar tarafından başarılı olarak onaylanmadıkları için sürekli olarak kendilerinden şüphe duymaya mı mahkum olacaklar 'Ben aslında başarısızım ve kendimi kandırıyorum, egom(nefs-şeytan) beni ele geçirmiş' düşünceleri ile. İşte bu kutsal kitaplarda geçen cehennem azabıdır. Bu raddede bireyin kendisini başarılı ya da başarısız olarak nitelendirmeye çalışması, aynı yöne giden iki arabadan birini seçmeye çalışırken yolu yürüyerek kat etmesi ile aynı anlama gelmektedir.
Yazar der ki "Mert tüm cesaretini toplamıştı. Yüzündeki heyecanla aynı heyecana sahip rüzgar Gamze'nin saçlarını koklarken attı ilk adımını. Kararlı ve seri adımlarla gözüne kestirdiği yolu bir anda geçivermişti. Kalbinin varlığını ilk kez hissediyordu Mert. Hafif bir şaşkınlık ve hoş bir tebessüm ile arkasına döndü Gamze. Mert ile yüz yüze gelmişlerdi, rüzgar ortalığı birbirine katıyordu ama hiç sesi duyulmuyordu. Mert bir çırpıda söyleyiverdi. 'Senin Aşkın olmadan nefes alamam!' Halbuki bu aşk Mert'in nefesini kesiyordu. Yalan mı söylemiş oldu? Yoksa yanlış mı söylemiş oldu? Şüphe duydu. Fırtınanın ortasındaki sessizlikte Mert'in ilanı aşkına şahitlik eden Gamze önce biraz başını önce eğdi, daha sonra biraz daha tebessüm ederek başını daha da yukarı kaldırdı ve Mert'in gözlerinin içine baktı. Hiç bir şey demedi. Mert'e bir ömür gibi gelen altı saniye sonra yedideki dersine yetişmek için oradan ayrıldı. Halbuki Mert, Gamze'nin yanına gitmek için yürüdüğü yol bittiğinde her şey ortaya çıkacak zannediyordu. Aslında yol Gamzenin yanına vardığında başlamıştı ve hep şüphe edecekti, yanlış mı kurdum ilk cümleyi diye..."
Gelelim en derin noktaya. Diğer insanlardan çok da farklı olmadığını, üstün bir yeteneğe sahip olmadığını ve ortalama bir zekaya sahip olduğunu düşünen bir birey. Bu bireyi sistem başarılı olarak onaylamıyor. Çünkü sisteme dahil değil ya da dahil olamıyor, yani çoğu insandan farklı ama "özel" birisi de değil kendince. Sistem onaylamadığı ve özel bir yeteneği olmadığı için etraftakiler de başarılı olarak görmüyor kendisini. Dahası kendisi de egosuna yenik düşmeyerek ben asılda dahiyim, ben aslında başarılıyım, sistem bana uygun değil, sistem benim gerimde kalıyor, toplum benim gerimde kalıyor, toplum beni anlayacak olgunlukta değil daha durumlarına da girmiyor. Böyle bir durumda hayatta nasıl başarılı olabilir bir insan?
Yazar der ki "Artık düşünmüyorum. İçimden tamamen çıkartıp attım. İçim sanki hem boş hem dolu. Sıfatlarımı da attım. Yenilerinin de peşinde değilim. Getireceklerinin de peşinde değilim. Ben artık sadece duruyorum. Köklerini salmış bir incir ağacı misali..."

Diyelim ki yukarıdaki videolarda yer alan insanlardan daha yetenekli, daha güzel ya da daha zekisiniz. Fakat, kendi isminizi google'da arattığınızda çıkan sonuç sayısı ile, yukarıda yer alan videolardaki insanların ismini google'da arattığınızda çıkan sonuç sayısını karşılaştırdığınızda 'Acı Gerçekler' ile yüzleşmiş olacaksınız. Özelseniz başarınız nerede?
Bazı insanlar bu "özel" olma durumunu başarılı ve sistemle barışık bir şekilde değerlendirdiler ve halen günümüzde anılıyorlar. Peki, öldükten sonra ünlü olan kişiler için hayatlarında başarı ne anlama geliyordu? Üstelik bir de sistem dışında yaşadılar ise. Başarısız bir hayat geçirdiklerini mi düşündüler? Burada olaylar git gide garipleşiyor. Çünkü burada birey toplumdan farklı bir konumda, "özel" bir durumu var, çoğunluğun hayata baktığı açıdan değil, farklı açılardan bakabiliyor, sisteme dahil değil ve kendisini başarılı olarak onaylayacak kimse yok etrafında. Buradaki tek şansı zaman içerisinde ileriye dönük eserler bırakmak. Bir beste, bir roman, bir tablo, bir formül vs... Tam bir delilik. Geçmişte yaşamış ve günümüzde de yaşayan ve daha keşfedilmemiş bu bireylere dışarısı başarısız gözü ile bakıyor. Muhtemelen bu bireyler de içlerinde yaşadıkları çelişkileri, üzüntüleri, yalnızlığı eserlerine yansıtacaklar ve büyük bir ihtimalle bir çoğu başarısız sayılacak bu hayatta. Diğer bir taraftan belki de yalnız kalmaları o bireylerin en büyük kozu. Bu sayede daha bağımsız fikirler eserler üretebiliyorlar. Hatta belki de bu duruma üzülmek yerine bu durumdan keyif alıyorlar mutlu oluyorlar! Hiç birimiz bilemeyiz işin bu noktasını. Kim bilir ne düşünürler, ne bilim insanları ne sanatçılar geldi geçti ve halen geçmekte bu dünyadan. Bu durumun daha da trajik hali bazıları hiç bilinemeyecek hep saklı kalacak bir köşede. Dışarısı onları keşfedene kadar hep başarısız bir hayat sürmüş sayılacaklar sistem ve toplum tarafından. Kendi içlerinde ise başarmaya olan inançlarını ortaya çıkarttıkları ve belkide gün yüzüne hiç çıkmayacak eserlerinin içinde tutacaklar.
Dahası da var. Başarılı oldukları konular kayıt altına alınamayan, ölçülemeyen, gözlemlenemeyen bireyler. Eserlerini kendi içlerinde barındıran bireyler, eserleri kendileri olan bireyler nasıl bir yol izleyecek? Bu durumlarda bulunup hiç bilinemeyen ve bilinemeyecek binlerce kişi için hayatta başarılı olmak ne demek? Kendi içlerinde, sistem ve diğer insanlar tarafından başarılı olarak onaylanmadıkları için sürekli olarak kendilerinden şüphe duymaya mı mahkum olacaklar 'Ben aslında başarısızım ve kendimi kandırıyorum, egom(nefs-şeytan) beni ele geçirmiş' düşünceleri ile. İşte bu kutsal kitaplarda geçen cehennem azabıdır. Bu raddede bireyin kendisini başarılı ya da başarısız olarak nitelendirmeye çalışması, aynı yöne giden iki arabadan birini seçmeye çalışırken yolu yürüyerek kat etmesi ile aynı anlama gelmektedir.
Yazar der ki "Mert tüm cesaretini toplamıştı. Yüzündeki heyecanla aynı heyecana sahip rüzgar Gamze'nin saçlarını koklarken attı ilk adımını. Kararlı ve seri adımlarla gözüne kestirdiği yolu bir anda geçivermişti. Kalbinin varlığını ilk kez hissediyordu Mert. Hafif bir şaşkınlık ve hoş bir tebessüm ile arkasına döndü Gamze. Mert ile yüz yüze gelmişlerdi, rüzgar ortalığı birbirine katıyordu ama hiç sesi duyulmuyordu. Mert bir çırpıda söyleyiverdi. 'Senin Aşkın olmadan nefes alamam!' Halbuki bu aşk Mert'in nefesini kesiyordu. Yalan mı söylemiş oldu? Yoksa yanlış mı söylemiş oldu? Şüphe duydu. Fırtınanın ortasındaki sessizlikte Mert'in ilanı aşkına şahitlik eden Gamze önce biraz başını önce eğdi, daha sonra biraz daha tebessüm ederek başını daha da yukarı kaldırdı ve Mert'in gözlerinin içine baktı. Hiç bir şey demedi. Mert'e bir ömür gibi gelen altı saniye sonra yedideki dersine yetişmek için oradan ayrıldı. Halbuki Mert, Gamze'nin yanına gitmek için yürüdüğü yol bittiğinde her şey ortaya çıkacak zannediyordu. Aslında yol Gamzenin yanına vardığında başlamıştı ve hep şüphe edecekti, yanlış mı kurdum ilk cümleyi diye..."
Gelelim en derin noktaya. Diğer insanlardan çok da farklı olmadığını, üstün bir yeteneğe sahip olmadığını ve ortalama bir zekaya sahip olduğunu düşünen bir birey. Bu bireyi sistem başarılı olarak onaylamıyor. Çünkü sisteme dahil değil ya da dahil olamıyor, yani çoğu insandan farklı ama "özel" birisi de değil kendince. Sistem onaylamadığı ve özel bir yeteneği olmadığı için etraftakiler de başarılı olarak görmüyor kendisini. Dahası kendisi de egosuna yenik düşmeyerek ben asılda dahiyim, ben aslında başarılıyım, sistem bana uygun değil, sistem benim gerimde kalıyor, toplum benim gerimde kalıyor, toplum beni anlayacak olgunlukta değil daha durumlarına da girmiyor. Böyle bir durumda hayatta nasıl başarılı olabilir bir insan?
Yazar der ki "Artık düşünmüyorum. İçimden tamamen çıkartıp attım. İçim sanki hem boş hem dolu. Sıfatlarımı da attım. Yenilerinin de peşinde değilim. Getireceklerinin de peşinde değilim. Ben artık sadece duruyorum. Köklerini salmış bir incir ağacı misali..."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder